logo

reklam
13 Mart 2015

Ya ‘faizler düşmeli’ demeselerdi!

Ya ‘faizler düşmeli’ demeselerdi!..

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu sürekli olarak faizlerin düşmesi gerektiğini tekrarlayıp durdular.
Birileri ise bu talebin doğruluğu ya da yanlışlığı konusuna hiç değinmeden, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın bu konuya fazla müdahale etmemesi gerektiği tezini işlediler.
Muhtemelen, Cumhurbaşkanı ve Başbakan bu talepleri sıklıkla dile getirmezlerse, Merkez Bankası’nın tam da kendilerinin arzu ettiği gibi yaparak, faiz artışına gedebileceğini düşünüyorlardı bu çevreler.
Doların konjonktürel yükselişi de onlar açısından kaçınılmaz bir fırsattı.
Ancak, doların değerinin yükselmesinin sadece Türkiye’yi değil, başka birçok ülkeyi de ilgilendirdiği bilinen bir gerçek. Ve duruma çare olarak faizleri yükselten ülkelerde, mesela Brezilya’da Real’in değer kaybetmesinin önüne geçilememiş; ancak değişik bir yol deneyip faizleri düşüren Hindistan’da, Rupi dolara karşı değerini koruyabilmişti.
Yani ‘Faiz Lobisi’nin meşhur her derde deva, ‘ne olursa olsun faizleri yükselt’ formülünün geçerli olduğuna dair herhangi bir emare yoktu.
Önceki gün Ankara’da gerçekleşen görüşmelerden sonra doların içeriden kaynaklanan ateşinin sönmeye yüz tuttuğunu dün hep beraber gördük. İşin geri kalanı tamamen teknik bir konu olsa da, eğer Cumhurbaşkanı ve Başbakan, doların yükselişi sürecinde ısrarlı bir şekilde ‘faizlerin düşürülmesi gerektiği’ talebinde bulunmasalardı, durum ne olurdu acaba?..

‘Nemize gerek üç katlı tünel!..’

‘Marmaray’a binmeyeceklerini’ ve ‘Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçmeyeceklerini’ söyleyenlerin, yapılması planlanan Üç Katlı Büyük İstanbul Tüneli konusunda neler düşündüklerini de öğrendik sonunda. Söz konusu projenin 1/5000’lik planlara işlenmesinin İBB Meclisi’nde görüşülmesi sırasında; ‘projenin meslek odaları ve akademisyenler tarafından enine boyuna tartışılmadan, görüşülmeden, hayata geçirilmek istendiğini ileri süren CHP’li üyeler, raporun iadesini istemişler.
Hem metro hattı hem de çift yönlü karayolunu içeren ve temelde Asya ve Avrupa yakaları arasındaki yolculuk süresini kısaltmayı hedefleyen bir proje olan ‘Üç Katlı Büyük İstanbul Tüneli’. Gerçekleştirildiğinde, İncirli’den Söğütlüçeşme’ye hızlı metro ile 40 dakikada ulaşılacak; Hasdal Kavşağı’ndan Ümraniye Çamlık Kavşağı’na ise araçla 14 dakikada geçilecek.
Günde 6,5 milyon yolcunun yararlandığı 9 farklı şehir içi raylı sistem, hızlı metro ile entegre olacak ve kıtalar arası yolculuk kolaylaşacak. Malum zihniyetin daha evvel Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne olduğu gibi, Marmaray ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne de karşı çıktığını hatırlayınca, değişen bir şey olmadığı görülüyor…

‘Aydın sorumluluğu’ bu olsa gerek

Prof. Dr. Halil Berktay‘ın Gezi Olayları üzerine kaleme aldığı ’16 Haziran 2013, Pazar: Saat 17-20 Arası Nişantaşı, Valikonağı’ başlıklı yazı, oldukça dikkat çekmişti.
Berktay’ın evinin penceresinden şahit olduklarını içeren yazı, tam bir objektiflikle kaleme alındığı için olsa gerek, özellikle de Gezicilere güzellemeler yapanların canını sıkmıştı… Hem de epeyce. Berktay’ın Şah Fırat Operasyonu üzerine Serbestiyet’e yazdığı ‘Şimdi serinkanlılıkla, şu türbe meselesi’ (http:// serbestiyet.com/simdiserinkanlilikla- su-turbe-meselesi/) başlıklı yazı da; Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu ile ilgili gelişmeler üzerine yazılmış belki de en objektif makalelerden birisi. “(…) Üzerine, 11 Haziran 2014 Musul Konsolosluğu baskını geldi. (…) Bu olay üzerine medyada kopan fırtınayı, televizyonlarda söylenenleri, gazetelerde yazılıp çizilenleri, bugün “Şah Fırat” operasyonu bağlamında yazılan ve söylenenlerle yan yana koyarak incelemek, doğrusu çok ilginç oluyor. (…)Hükümeti kâh (yolların kapalı ve son derece tehlikeli olduğu bilindiği halde) Musul Konsolosluğu’nu zamanında geri çekmemekle, kâh personele direnme talimatı vermemekle suçladılar. (…) Musul Konsolosluğu çalışanları, üç ayı aşkın bir esaretten sonra, nihayet 20 Eylül 2014’te kurtarıldı ve 49’undan (zaten Musullu olan üçü hariç) 46’sı Türkiye’ye getirildi. (…) Her şey, önceden çekilmenin de, baskına karşı direnmenin de mümkün olmadığını ortaya çıkmakta. (…) 22 Şubat 2015’te TSK, Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nda bulunan kırk askeri güvenceye alıp geri getirmek üzere Suriye’ye girdi. (…)sanduka ile diğer bazı eşyayı alıp, türbeyi ve karakolu da imha ederek geri döndü. (…) MHP ve CHP, hükümeti vatan hainliğiyle suçlama yarışına girdi. Musul Konsolosluğu baskınında “neden daha önce çekilmediniz” diyenler, bu sefer “neden çekildiniz” diye bağırmaya koyuldu. (…) “Şah Fırat” operasyonunu kâh “korkaklığın ismi,” kâh “al at operasyonu” diye niteleyen Bahçeli ve diğer MHP önde gelenlerine, CHP’den Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin aşağı yukarı aynı ifadelerle ve aynı hamaset söylemiyle replik verdi. (…) Twitter açıklamasında “Teröristin önünde eğilen, vatan toprağını satan hükümet, yarın karşılaşılacak diğer tehditlere karşı ilk işinin ‘kaçmak’ olacağını gösterdi” sözleriyle büyük bir şecaat örneği veren Kılıçdaroğlu, “Kendi karakolunu yıkıp, kendi askerini geri çekip, kendi toprağını terk etmeyi ‘başarı’ diye sunmak danışıklı bir dövüşün kanıtıdır” iletisiyle de, AKP’yi IŞİD’leştirme dezenformasyonunu sürdürmeye kalkıştı. Ama kimse, illâ kalıp savaşmalı mıydılar, bunun insanî ve siyasî bedeli ne olurdu sorusuna dürüst bir cevap veremedi, bulamadı.
Muhalefet türbenin başına bir şey gelmesine çok mu bel bağlamıştı acaba? Musul’dan sonrakine benzer bir patırtı çıkarmaya hazırlanıyorlardı da hayal kırıklığına uğrayıp, alenen savaş kışkırtıcısı bir söyleme rücu etmek zorunda mı kaldılar? (…)”. Yukarıda bir bölümünü aktardığımız yazının tamamını ve bu arada -eğer okumamışsanız- bahsi geçen ’16 Haziran 2013, Pazar:
Saat 17-20 Arası Nişantaşı, Valikonağı’ (http://www.kuyerel. org/yazarlarimizYaziGoster. aspx?id=1318&yazarId=101) yazısını da okumanızı öneririm. Bazı bölümlerine katılmayabilecek olsanız da, ‘Aydın Sorumluluğu’nun halen var olduğunu gösteren yazılar bunlar.

Share
#

SENDE YORUM YAZ