logo

‘Ben Yok İken’ de varım dedi Mehmet Elçin

‘Ben Yok İken’ de varım dedi Mehmet

Sesini içimize salıp gitti Mehmet Elçin iki sene önce, aramızda yaşamıyor artık.. Zafer Acar, Elçin’in bir şiirinden hareketle yazdı..

Sesini içimize salıp gitti Mehmet Elçin, aramızda yaşamıyor artık. 29 Temmuz 2010 yılında, boğulmak üzere olan iki çocuğu kurtarmak için girdiği denizde boğularak şehit olmuş, 32 yaşındaymış ve bizi ilgilendiren yönü: Elçin’in şiirleri varmış. Ben de bu bilgileri Murat Öngüdü ve Ünsal Ünlü’nün çabalarıyla Okur Kitaplığı’ndan çıkan Ben Yok İken adlı kitaptan öğreniyorum.

Yazdım, o oldum, bakakaldım” mısraına dünyayı sıkıştırmış Mehmet, sadece bu mısraına kalsa bilinmeyi hak ediyor. Çünkü yokedim ve tüketim çağında değerli bir şey yaratmış.
Biri hakkında yazılar yazmak için geride külliyat bırakması mı gerekiyor?
Sanatkârların genç ölümü bizde pek acı doğurmuyor. “Allah rahmet eylesin” deyip geçiyoruz. “Ya kardeşim” diyenleriniz olacak, “sanki yaşlı ölenlerin değeri biliniyor mu ki.” Haklısınız, fakat konuyu dağıtmanıza müsaade edemem. Halbuki, en çok da biz kıymet bilmeliyiz; kaybettiğimiz, o Allah’ın erken yanına çektiği, kirlenmeye vakit bulamayan değerleri gençlere birer örnek olarak sunmalıyız. Onların işlenememiş fikir tohumlarını mezarlara gizlememeli, gen uyumu olan gençlere ekmeliyiz. Rimbaud genç öldü (şiiri bırakması anlamında söylüyorum, gerçi çok eseri var), Orhan Veli incecik bir şiir kitabı bıraktı geride, biraz da zayıf düz yazılar; evet, onlar edebiyat içerisinde gövermişti, görülmüştü. O halde görülmemek kaderini yaşayanları gördüğümüzde ahlaksızca görmezden mi geleceğiz. Yooo, hayır.
Biri hakkında yazılar yazmak, o ismin hatırasına yarışmalar düzenlemek için o kişinin geride külliyat bırakması gerekmez. Abartmamalıyız, en nihayetinde külliyatlardan da geriye birkaç cümle kalıyor. Mehmet’in “ Ben Yok İken” şiiri beni yazmaya itti, bu itkidir bizi bilgisayarın başına geçiren, yoksa yazdıklarımızın samimi yanı, sıcaklığı olmaz, okur yutmaz.
Mehmet, içini sağmış bize, içmek isteyene saf süt; fakat sütten (ilham), yoğurt, kaymak, peynir, çökelek gibi türlü lezzetler, yiyecekler üretebilirdi, işte birçok edebiyat dışında kalan, hatta içinde olan genç yeteneklerin sıkıntısı bu.
Mehmet’in şair doğduğu aşikâr, işte delili…
Evet, şiir sanatını bilmeyen bir şairin şiiri bu; Mehmet, noktalama kurallarına dahi uymaya çalışmış, mısraların büyük harfle başlamasına özen göstermiş. Bunları bir seçimle yapmadığı için onun modern şiirden pek haberdar olmadığı ortaya çıkıyor. Sorun mu bu, elbette sorun, çünkü bilmeden yapılan işin sonucunda tesadüfen iyi ürün alınır.
Eğer şiir sanatını yakından tanısa Mehmet, değme şairi kıskandıracak bir yükseltiye ulaştığı bu lirik kanatlı şiir gibi nice şiirin altına imzasını atacaktı. “Ya, bu şiirin sesi aksak, bütünlük sorunu var” demeyin, boş verin bu teknik lafları, çünkü iyi eserlerde hep bir amatör tat vardır. Mehmet’in şair doğduğu aşikâr, işte delili: Gayet sağlıklı ve genç olmasına rağmen kendi ölümünü sezip şiirleştirmiş, kolay değil ölüme selam çakabilmek.
Ha, bu metin biraz da “Tarih yazar mı beni?” sorusuna bir karşılık olarak görülsün isterim. Gördük seni Mehmet, sen de bizim soyumuzdansın. Duacıyız sana, sen de bizim için dua et, bıraktığın gibi duruyor dünya, döndüğüne inanma.Zafer Acar yazdı
 Fesleğenler tüterse pencereden.

dünya, iki kutupluymuş aslında.
henüz öğrendim bunu.
fesleğenler tüterse,
bir kedi atlarsa pencereden caddeye
hüzünle yaşamanın sevincini anlatmak isterim
bakıp göremeyen gözlere

“güzel olması için birşeyin
aksayan bir yanı olmalıdır.”
demişti bir dostum
henüz ortada yokken cenazemi alıp
gidebilsem buralardan
ötelere ve kılsam namazımı kendi başıma
desem iyi bilirdim rahmetliyi
söylensem ne iyi adamdım ben diye
olur mu ki böyle bakışları hayatın
ya öyle nakışları olaydı?

öyle bir zaman geldi ki artık
fesleğenle reyhanın ayırdına varamaz oldum

öyleyse bu akşam üstü,
gidiyorken bu topraklı yoldan
o kararan ufuk çizgisinden ötede biryerde
ışık yanmıyorsa eğer
soğuktan düşüp bayılacaksam sonunda
bir ateş yakacak mecalim kalmayacaksa
bir dost bulamayacaksam
kurt uğultularından başka
gitmiyorum işte burdayım
gidemiyorum.

Mehmet ELÇİN
18 Şubat 2008 Çarşamba

 

” Mehmet Elçin kardeşimle uzun yıllar birlikte çalıştık. Özel sohbetlerimiz, güzel anılarımız oldu. Kendisine Allahtan Rahmet yakınlarına geride bıraktığı sevenlerine sabırlar diliyorum” .

 

Mehmet Elçin Kimdir:

17 Mart 1978’de Burdur ilinin Yeşilova ilçesinde doğdu. İlköğretimini bu ilçenin Düden isimli köyünde tamamladı. Orta öğrenimini Lise 2’ye kadar Denizli ilinin Acıpayam ilçesinde yapan Mehmet Elçin, Lise 3’ü Denizli’de bitirdi. 1995’de girdiği Selçuk Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden 2000 yılında mezun oldu. 2005’de aynı üniversitenin Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. İş için İstanbul’a gelen Mehmet Elçin, çeşitli özel şirketlerde çalıştı. Askerliğini Kütahya ve Bursa – Yenişehir’de tamamladı. 29 Temmuz 2010’da eşinin memleketi olan Kocaeli’nin Kandıra ilçesine birkaç gün dinlenmek için giden Mehmet Elçin, Sarısu sahilinde boğulmak üzere olan iki çocuğu kurtarmak için girdiği denizde boğularak hayatını kaybetti. 32 yaşında hayata gözlerini yuman Mehmet Elçin’in Mustafa Çağrı adında bir oğlu var. Mehmet Elçin’in kabri, çocukluğunu geçirdiği ve hep özlem duyarak anlattığı, emekli olunca yerleşmek istediği kekik kokulu Düden köyündedir.

www.dünyabizim.com’dan alıntı

Genç yaşta vefat eden Şair Mehmet Elçin’in geçtiğimiz ay 2. baskısı yapılan ‘Ben Yok İken’ adlı kitabı hakkında Mustafa Celep yazdı.

‘Genç şairin ardından’ şiirini konuşmak, dili ve gönlü belli ve belirgin bir doğrultuda tutmayı gerektiriyor, eğer inanıyorsak. Şair Mehmet Elçin, genç yaşta vefat edenlerden. Ben Yok İken adında Okur Kitaplığı’ndan 2. baskısı yapılan bu yapıtı, Peygamberimizin ‘Ölülerinizi hayırla yad ediniz’ hadisinin eşliğinde okudum. Şiiri hakkında ahkam kesmek yerine doğrultulu ve ölçülü konuşmayı tercih ediyorum.

Genç ölen şair

Şairlerin genç ölümleri karşısında hemen her zaman etkilenmişimdir. Mehmet Elçin ile yaşamımda karşılaşmadım hiç. Ama şiiriyle dostane bir ilişki biçimi geliştirdiğimi söyleyebilirim.

Elçin’in şiirinin köşe taşlarını belirlersek; doğal bir konuşmaya sahip ve köksüz biçim oyunlarına şiirinde yer vermiyor. Sadeliği şiirine yansımış ve birbiriyle bağlarını koparmayan mısraları özentili deyişlerden uzak. Özenle kurulu söz dizimine sahip şiirlerde çocukluk özlemi, doğaya dönüş ve yaşamaya kendince anlam verme temaları öne çıkıyor. Duyusal olarak aşırı duygulanımcı bir edadan uzak ve uçuk, marjinal bir söyleyiş biçimine prim vermiyor

Şair ölümü hisseder mi?

Doğrusu ‘Ben Yok İken’ adlı yapıtı sevdim. Sezgileri güçlü bir şair Elçin. ‘Yaşamanın hikmeti’ni kavrayış temel bir tutum olarak görülüyor. Zandan ve hezeyandan uzak bir şiir yazmış Mehmet Elçin. Hayatın anlamını kavramaya çalışan bir hikmet arayışı söz konusu edilmiş.

Tüm şiirleri okuyup bitirince, erken göçen genç şairin bu yapıtı karşısında, ‘hissetmiş’, ‘biliyor’ sözcükleri çağrıştı zihnimde. Yaşamayı yoğunlamasına tecrübe eden genç bir şair gördüm Ben Yok İken’de. Hissedişinin sebeplerini şiirinin içinde aradım ve orada fazlasıyla aradığım sebeplerle karşılaştım. Erken göçen şairlerin yazgısı şu olsa gerek: Güçlü sezişleriyle ölümü hissediyorlar. Bu intiba ile kitabı bitirdim. ‘Bir sevince her şeyini veren’ bu şairi daha bir sevdim. Ölüm hak. Şunu mutlak surette bilmek gerekiyor: Genç yaştaki şairlerin ölümü, biz ölümlülere söyleyecek çok sözü oluyor. ‘Vefa duası’ deyimini öğrendim yeni. Dostları bir ‘vefa duası’ etmişler genç şaire ve hayattayken yazdığı şiirleri bir araya getirip Okur Kitaplığı’na sunmuşlar. Yayınevi yetkilileri de bu ‘vefa duası’na bir ‘vefa örneği’ sergilemişler. Okur Kitaplığı’nı tebrik ediyor, ailesine ve dostlarına baş sağlığı diliyorum.

Mustafa Celep, ‘vefa duası’ etti

Selim EFE,  HER DAİM GÖNLÜMÜZDE VE DUALARIMIZDA OLACAK.

Share
#

SENDE YORUM YAZ