logo

İstiklal Marşımız nasıl yazıldı?

Bugün, uzun yıllar yoksulluklarla, savaşlarla bitkin düşen Türk milletinin “yoktan var olma” mücadelesini anlatan, kurtuluşun simgesi İstiklal Marşı’nın kaleme alınışının 93. yıl dönümü.

makif

Peki İstiklal Marşımız nasıl yazıldı? İşte yanıtı…

TBMM’nin açılmasından sonra kurulan Milli Hükümet’in dost ve yabancı devletlerle temasları başlamıştı. Ankara’ya gelen yabancı devletlerin elçileri ve heyetleri karşılanırken, onların milli marşları çalınıyor bizim ise millî marşımız olmadığından zor duruma düşüyorduk. Düşman işe Anadolu içlerine doğru yürüyordu.

I. İnönü Savaşı’ndan 1.5 ay önceydi. Batı Cephesi Komutanlığından, Maarif Vekâletine (Milli Eğitim Bakanlığına) milli azim ve imanı besleyerek. zinde tutacak bir milli marş yazdırma yarışması düzenlenmesi için Miralay İsmet (İnönü) imzalı bir teklif yazısı ulaşır.

Maarif Vekâleti şartnamesini hazırlayarak, yarışmayı ilan eder Anadolu Mücadelesi’nin ruhunu en iyi ifade eden şiir birinci seçilecek 500 Tl Mükâfat verilecektir (O günlerin Ankara’sında bir çiftliğin fiatı 130 – 150 Tl civarındadır).

Eli kalem tutan herkes bu yarışa katılmayı görevlerin en şereflisi sayar. Şiirler gelmeye başlar. Her biri İmandır, Ümittir. Bu şiirlerde İstiklâl ve ölüm arası bir duygu dile ğelmez, “Ya İstiklâl! Ya ölümdür. ”

Ama zamanın Maarif Vekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Türk’ün sonsuza kadar milli marşı olacak şiirin bir daha yazılamayacak güzellikte olmasını, İstiklâl Mücadelesi’nin büyüklüğü ölçüsünde büyük olmasını ister Gönülleri heyecana vererek, ruhları istiklal aşkıyla alev alev yakmasını ister.

“Öyle bir ses ki gelecek nesillere, her an o kutsiyet ve azameti terennüm etsin (şakısın)… Kalpleri o heyecanla doldursun… Yurdun bütün afakını (ufuklarını) o heyecanla inletsin… Bütün seslerin fevkinde (üstünde) yükselsin, yükselsin… Arşın kapılarına yapışarak bağırsın…

Bu ses ezelden beri hür yaşayan, kükremiş sel gibi  bendini çiğneyip aşan, dağları yırtan, enginlere sığmayıp taşan, yurdun her taşı altında kefensiz yatan her zerre toprağından şüheda (şehitler kanı) fışkıran bir milletin, iman dolu bir göğsün sesi olsun…”

Bu ses tek başına milli mücadele’nin epopesi (destanı) olsun, İstiklâl kavgasını ateşli mısralarıyla gelecek nesilere anlatabilsin. Bu gerçek ve azametli (ulu) destanın sesi; en moden tanklarıyla , toplarıyla, tayyareleriyle, bütün medeni alemin takviye ettiği ve Anadolu’ya “öldür!” diye gönderildiği yirminci asır medeniyet ordusunu! küçültsün, küçültsün… ve ruhun maddeye, kemiğin çeliğe olan galebesini (üstünlüğünü) yirminci asrın hırs perdesini, maskeli vicdanını yırtarak bağırsın…

Bu ses, Türk’ün insanlık tarihinde meydana getirdiği yeniden doğuşun, ikinci bir Ergenekon Destanı’nın abidesi olsun… Gelecek Türk nesillerine o ruhu ve heyecanı duyurabilsin… Bu kadar kutsi (kutsal) heyecanları, bu kadar ilahi nağmeleri terennüm edecek şairi gelecek nesiller; bu mücadelenin esatiri ozanı olarak tebcil etsinler (ululasınlar). O’nun alacağı şan ve şeref dalga dalga tarihe ve nesiller boyu bir milletin kalbine hükmetsin…”

Bu kadar güzel şiiri Çanakkale şehitlerinin destanını yazan “En yüce ve en ilahi belagatla (güzel ve sanatlı bir dille) yazan” Mehmet Akif Yazabilirdi.

Ama Mehmet Akif yarışmaya katılmamıştı. Nasıl olur da katılmazdı? Öğrenildi ki, Akif yarışmaya paralı olduğu için katılmamıştır. Ya sonra birisi çıkar da “Akif para için yazdı bunları!” derse ne olurdu? bunun acısına dayanılır mıydı?

Yarışmanın bitimine 48 saat vardır. Maarif Vekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver)’in mektubu Akif’e ulaşır.

“Pek Aziz ve muhterem efendim,

İstiklâl Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmalarındaki sebebin izalesi (yok edilmesi, giderilmesi) için pek çok tedbirler vardır. Zatı üstdadanelerinin matlûb şiiri vücuda getirmeleri maksadın husulü için son çare olarak kalmıştır. Asıl endişenizin icap ettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müesir (etkili) telkin ve tehyiç (çoşturma) vasıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetimi arz ve takrar eylerim efendim.”

Umuru Maarif Vekili Hamdullah Suphi

Akif bugün Hacettepe Üniversitesinin sınırları içinde yer alan ve müze haline getirilen Tacettin Dergahı’na kapanır. Patlama öncesindeki yanardağlar misalidir.

Bu yazı Bergama İmam Hatip Lisesi Müdürlüğünün hazırlattığı – İstiklal Marşımızın 62. yıldönümü için hazırlanmış bir kitapcıktan alınmıştır.

(Bu yazı Bergama İmam Hatip Lisesi Müdürlüğünün hazırlattığı – İstiklal Marşımızın 62. yıldönümü için hazırlanmış bir kitapcıktan alınmıştır.)

Share
#

SENDE YORUM YAZ